Ana Sayfa > Projeler > 1 Mayıs 2008



1 Mayıs 2008 - Ali ÖZ

1MAYIS_2008_ALI_OZ_087.jpg
1MAYIS_2008_ALI_OZ_096.jpg
1MAYIS_2008_ALI_OZ_1000.jpg
1MAYIS_2008_ALI_OZ_1009_copy.jpg
1MAYIS_2008_ALI_OZ_111.jpg

1MAYIS_2008_ALI_OZ_118.jpg
1MAYIS_2008_ALI_OZ_125.jpg
1MAYIS_2008_ALI_OZ_132.jpg
1MAYIS_2008_ALI_OZ_133.jpg
1MAYIS_2008_ALI_OZ_157.jpg

1MAYIS_2008_ALI_OZ_175.jpg
1MAYIS_2008_ALI_OZ_204.jpg
1MAYIS_2008_ALI_OZ_241.jpg
1MAYIS_2008_ALI_OZ_255.jpg
1MAYIS_2008_ALI_OZ_256.jpg

1MAYIS_2008_ALI_OZ_268.jpg
1MAYIS_2008_ALI_OZ_281.jpg
1MAYIS_2008_ALI_OZ_294.jpg
1MAYIS_2008_ALI_OZ_299.jpg
1MAYIS_2008_ALI_OZ_310.jpg

1MAYIS_2008_ALI_OZ_315.jpg
1MAYIS_2008_ALI_OZ_324.jpg
1MAYIS_2008_ALI_OZ_335.jpg
1MAYIS_2008_ALI_OZ_345.jpg
1MAYIS_2008_ALI_OZ_354.jpg

1MAYIS_2008_ALI_OZ_355.jpg
1MAYIS_2008_ALI_OZ_356.jpg
1MAYIS_2008_ALI_OZ_386.jpg
1MAYIS_2008_ALI_OZ_389.jpg
1MAYIS_2008_ALI_OZ_407.jpg

1MAYIS_2008_ALI_OZ_431.jpg
1MAYIS_2008_ALI_OZ_4355.jpg
1MAYIS_2008_ALI_OZ_439.jpg
1MAYIS_2008_ALI_OZ_465.jpg
1MAYIS_2008_ALI_OZ_484.jpg

1MAYIS_2008_ALI_OZ_489.jpg
1MAYIS_2008_ALI_OZ_495.jpg
1MAYIS_2008_ALI_OZ_510.jpg
1MAYIS_2008_ALI_OZ_575.jpg
1MAYIS_2008_ALI_OZ_579.jpg

1MAYIS_2008_ALI_OZ_585.jpg
1MAYIS_2008_ALI_OZ_588.jpg
1MAYIS_2008_ALI_OZ_604.jpg
1MAYIS_2008_ALI_OZ_614.jpg
1MAYIS_2008_ALI_OZ_617.jpg

1MAYIS_2008_ALI_OZ_623.jpg
1MAYIS_2008_ALI_OZ_633.jpg
1MAYIS_2008_ALI_OZ_634.jpg
1MAYIS_2008_ALI_OZ_651.jpg
1MAYIS_2008_ALI_OZ_665.jpg

1MAYIS_2008_ALI_OZ_676.jpg
1MAYIS_2008_ALI_OZ_682.jpg
1MAYIS_2008_ALI_OZ_687.jpg
1MAYIS_2008_ALI_OZ_700.jpg
1MAYIS_2008_ALI_OZ_706.jpg

1MAYIS_2008_ALI_OZ_707.jpg
1MAYIS_2008_ALI_OZ_713.jpg
1MAYIS_2008_ALI_OZ_716.jpg
1MAYIS_2008_ALI_OZ_727.jpg
1MAYIS_2008_ALI_OZ_801.jpg

1MAYIS_2008_ALI_OZ_811.jpg
1MAYIS_2008_ALI_OZ_812.jpg
1MAYIS_2008_ALI_OZ_816.jpg
1MAYIS_2008_ALI_OZ_820.jpg
1MAYIS_2008_ALI_OZ_831.jpg

1MAYIS_2008_ALI_OZ_836.jpg
1MAYIS_2008_ALI_OZ_849.jpg
1MAYIS_2008_ALI_OZ_875.jpg
1MAYIS_2008_ALI_OZ_912.jpg
1MAYIS_2008_ALI_OZ_921.jpg

1MAYIS_2008_ALI_OZ_926.jpg
1MAYIS_2008_ALI_OZ_946.jpg
1MAYIS_2008_ALI_OZ_951.jpg
1MAYIS_2008_ALI_OZ_957.jpg
1MAYIS_2008_ALI_OZ_959.jpg

1MAYIS_2008_ALI_OZ_963.jpg
1MAYIS_2008_ALI_OZ_965.jpg
1MAYIS_2008_ALI_OZ_967.jpg
1MAYIS_2008_ALI_OZ_976.jpg
1MAYIS_2008_ALI_OZ_979.jpg

1 MAYIS 2008, TAKSİM

Her şey, Başbakanın “Ayaklar baş olursa kıyamet kopar” demesiyle başladı. Yaşanan olaylara bu günden baktığımızda aslında bunun küçük bir kıyamet olduğunu söylemek yanlış olmaz.

 

Sendikalar, kutlamaları Taksim’de yapmak istiyordu. Sanki takımları şampiyon olmuş gibi.. Ya da ne bileyim yılbaşı gecesi yeni yılı kutlar gibi.. Birkaç küçük taciz olsa da önemsenmezdi. Gülünüp geçilir, o büyük coşkuya zeval vermesine göz yumulmazdı. Bunların küçük ayrıntılar olduğu düşünülürdü.

 

Sonra Vali çıkıp açıklama yaptı. “Taksim gösteri alanı değildir. Eğer burada gösteri yaparsanız güç kullanırım” dedi. Ortam gerildi. Sonra Başbakan tekrar açıkladı; “Taksim’de gösteri ya da yürüyüş yapılamaz”  Ortam gerilmeye devam etti.

 

Sonra bir başka aklıevvel, “Taksim de yürüyüş ya da mitinge izin verirsek bunun ekonomik olarak maliyeti çok yüksek olur” dedi. Sonra bir gurup medya bunu tartıştı. Ekonomi ne kadar hasar görürdü?

 

Sonra sendikalarla Başbakanın pazarlığını izledik. Başbakan “Nuh” diyor, ama Nuh’un peygamberliğini kabul etmiyordu. O son görüşmenin yapıldığı tarih 30 Nisan akşamıydı.

 

O gece, güç kullanmaya meraklı Vali’nin emriyle Büyükşehir Belediyesi’nin “İşçileri” Taksim meydanına polis bariyerlerini kamyon kamyon taşıdılar. Bu işçiler kendi bayramlarını kutlamalarını engellemek için çalışmaları karşısında “Bu ne yaman çelişki?” diye düşünmüşler midir? Yoksa 1 Mayıs’ı bölücü eylem zanneden ve meydanlara çıkmayan herhangi bir sendikanın bireyleri midirler bilinmez.

 

Ertesi sabah emekçiler, sabahın ilk ışıkları ile birlikte 1 Mayıs coşkusunu yaşamak üzere DİSK’in önünde toplanmaya başladı. Bu durum, hükümet erki tarafından dayanılamaz ve oluşumu kabul edilemez bir durumdu. Polisler (ki onlar meydanlarda işçilerle memurlarla birlikte coşkuyla 1 Mayıs’ı kutlaması gerekenlerdir.) dağılmalarını istedi. İşçiler-emekçiler dağılmadılar. Polisler duruma el koyarak, devlet otoritesinin zedelenmesine engel olmak üzere işçileri dağılmaya ikna etmeye çalıştılar. Bazı kendini bilmezler (!) dağılmak istemedi. Bu durumda güç kullanmak kaçınılmazdı. Kullanıldı. Ama kantarın topuzu ile ilgili bilgi sahibi olmayan polisler, eskilerin dediği gibi” Allah yarattı demeden” giriştiler insanlara. Bakın burada insanlara diyorum, işçilere demiyorum. Çünkü artık o saatten, o dakikadan itibaren, işçi- emekçi, çoluk-çocuk, genç-yaşlı, hasta-sağlam, yerli-yabancı demeden bastılar sopayı. Yani turistler de nasiplerini aldılar polisin copundan. Onların memleketinde polis vatandaşı kovalamak, sopalamak değil, onu korumak kollamak için var demek ki, bazıları duruma şaşırdılar. Ne ihtirastır ki, dayaktan kaçıp acil servise sığınan insanların üzerine biber gazı attılar. Hastanede göz gözü görmez oldu. Ne doktor, ne hemşire, ne hasta ne de hasta yakını kalmadı etkilenmeyen. Allahtan kötü bir durum (daha kötü ne olabilirdi diye düşünüyorsunuz biliyorum, ama bu biber gazı yüzünden bir hastanın ölümünden daha kötü bir şey aklıma gelmiyor) ortaya çıkmadı. İstanbul Emniyet Müdürü de zaten akşam saatlerinde yaptığı açıklamasında bu durumu belirtti, hiçbir olumsuzluk yaşanmamıştı.(!)  DİSK’in önünde yerde sersemlemiş bir şekilde yatan kıza tekmeyi basıp yeniden devirmelerini, ya da gazetecinin kolunu kırmalarını ya da turistleri bile sopalamalarını hatta yakaladıkları herkese biber gazı sıkmalarını olumsuzluklar arasına koymuyoruz. Ama zaten kazanılmış bir meydan muharebesinin ardından yaralılar sayılmaz bile. Hem zaten müfettişler polisin güç kullanımının “Orantısız” olduğunu incelemelerinde anlamışlar. Kolu kırılan gazetecinin diğer insanlar gibi Cumhuriyet gazetesinin bahçesine sığınmak istemeleri polisi tahrik etmiş. Hem zaten gazeteci olduğu da belli olmuyor muş. Fotograf makinesi ya da basın kartı da boynunda değilmiş. E bu durumda kolunun kırılması da normal sayılıyor demek ki. Zaten bu işlerden sorumlu iki adet polis varmış. Diğerleri görevini yapan normal insanlarmış.

 

Niyeyse mahkemenin biri (İstanbul 9. İdare Mahkemesi) geçen yılki 1 Mayıs kutlamalarında polis saldırısı sonucu yaralanan Cumhuriyet Gazetesi muhabiri Alper Turgut’u haklı bulmuş ve İçişleri Bakanlığını Bin YTL tazminat ödemeye mahkum etmiştir. Hatta mahkeme heyeti şunu da demiştir : “İçişleri Bakanlığı personel seçimi ve yetiştirilmesi konusunda gerekli yükümlülükleri yerine getirmeyerek hizmet kusuru işlemiştir.”  Şimdi konuşulan şey ise bu kararın, üzerinde orantısız güç kullanılan işçi ve emekçiler için emsal teşkil edip etmeyeceği konusudur.  

 

Aynı şey, AP (Avrupa Parlamentosu) Türkiye raporunda da yer almaktadır. Rapor : “1 Mayıs’ta göstericilere karşı Türk Polisinin aşırı güç kullanımını ortaya çıkaran raporların kaygı verici olduğunu..” söylemektedir. Başı sıkıştığında “Avrupa Avrupa duy sesimizi !” diye bağıran iktidar, bu kez süt dökmüş kedi gibi sus pus oturmaktadır. Nasılsa Avrupa Parlamentosunun kararları bağlayıcı değildir. Ama Türkiye’nin Avrupa’dan bakıldığında nasıl göründüğünü gösterir.

 

Seneye Taksim’de 1 Mayıs gösterilerini yine yasaklaması olasılığı olan hükümet acilen “Orantılı güç kullanımı” konusunda personelini eğitmeli hatta gerekirse onları kampa almalıdır. Ancak seneye bu iktidarın halen görev başında olup olmayacağı, erken bir seçimde dayak attığı-attırdığı halktan oy alıp almayacağı konusu ise şüphelidir.

Özgeçmiş: Ali ÖZ

Ankara Siyasal Bilgiler, Basın Yayın Yüksek Okulu (Ankara İletişim Fakültesi) Radyo Televizyon bölümü mezunudur.

 

Fotoğrafa 1979 yılında elindeki kısıtlı para ile edindiği bir makine ve bir agrandizör ile başladı. Fotoğrafı kendisine en yakın iletişim aracı olarak gördü ve düşüncelerini şöyle özetledi yıllar önce yapılan bir söyleşide "İnsan açlığa katlanabiliyor ama sevgisizliğe, tutkusuzluğa ve amaçsızlığa katlanamıyor .Benim de insan sevgimin odaklandığı, en dolaysız ve en somut bir sesleniş aracı oldu fotoğraf sanatı"


Gençlik yıllarında sosyal politika alanlarında uzun süre çalıştı, kooperatifler ve sendikalarda geçirdiği yıllar kendine özgü görüşlerinin oluşmasında etken oldu.


Daha sonra basın fotoğrafçılığına gönül veren A1i Öz; kendi deyimiyle "politik belgesel fotoğraf çeker" ve bunu bir misyon haline getirmiştir, bu nedenle Türkiye'deki her toplumsal olayda onu görmek mümkündür.


Sırasıyla Nokta, Güneş, Milliyet, Cumhuriyet, Aktüel ve Tempo'da çalışmış, NTV
MAG Dergisi'nin fotoğraf editörlüğünü yapmış olup halen serbest çalışmaktadır.


Çeşitli nedenlerle gittiği Asya, Avrupa, Afrika, Amerika ve Avustralya'da çektiği fotoğrafların konusu: Çalışan insan, üreten insan, çaresiz insandır. Ali Öz, bu tutumunu “İnsan sever ve sevdikleri için savaşım verir” sözleri ile açıklıyor.


Yurt içinde ve dışında pek çok sergi açan ve dia gösterisi yapan Ali Öz, fotoğraflarıyla sayısız ödül ve mansiyon aldı.

Proje Sahibine Mesaj

Proje sahibine iletmek istediğiniz mesajı form aracılığıyla gönderebilirsiniz.

Adınız:[ ! ]
Soyad:[ ! ]
E-Mail:
Konu:
Mesajınız:
Onay Kodu: Captcha
Onay Kodunu Girin:[ ! ]
 



Share



   

COG Sitesi için tıklayın. Tasarım: CANDENİZ Bu işin arkasında kimler var ! Sitenin tüm bölümlerini birlikte gör.