Ana Sayfa > Projeler > Üçüncü Tepe



Üçüncü Tepe - Yeşim TETİK, Bülent ÖZŞEKER, Edmon SEFER

01_bulent.jpg
02_edmon.jpg
03_yesim.jpg
04_bulent.jpg
05_bulent.jpg

06_edmon.jpg
07_edmon.jpg
08_edmon.jpg
09_edmon.jpg
10_yesim.jpg

11_yesim.jpg
12_bulent.jpg
13_yesim.jpg
14_bulent.jpg
15_edmon.jpg

16_yesim.jpg
17_yesim.jpg
18_edmon.jpg
19_bulent.jpg
20_edmon_.jpg

21_edmon.jpg
22_yesim.jpg
23_bulent.jpg
24_edmon.jpg
25_yesim.jpg

26_bulent.jpg
27_bulent.jpg
28_edmon.jpg
29_edmon.jpg
30_edmon.jpg

31_yesim.jpg
32_yesim.jpg
33_yesim.jpg
34_yesim.jpg
35_bulent.jpg

36_bulent.jpg
37_edmon.jpg
38_edmon.jpg
39_edmon.jpg
40_edmon.jpg

41_edmon.jpg
42_yesim.jpg
43_yesim.jpg
44_yesim.jpg
45_yesim.jpg

46_yesim.jpg
47_bulent.jpg
48_yesim.jpg
49_bulent.jpg
50_edmon.jpg

51_edmon.jpg
52_bulent.jpg
53_bulent.jpg
54_yesim.jpg
55_yesim.jpg

56_yesim.jpg
57_bulent.jpg
58_edmon.jpg
59_edmon.jpg
60_edmon.jpg

edmon.jpg

Üçüncü Tepe

Bir zamanlar İstanbul’da ‘seçkin’ sakinleri ile ünlü, İstanbul’un  yedi tepesinden  biri olan “Üçüncü Tepe” Süleymaniye semti, zamanla Türkiye’nin değişik bölgelerinden göç eden, çeşitli etnik ve sosyal katmanlarla değişime uğramıştır.

 

 

 

“Üçüncü Tepe”  sergisi; belgesel fotografcı Halûk Çobanoğlu’nun önerisi ve editörlüğünde, farklı meslek gruplarından gelen fotografçılar olan Yeşim Tetik, Bülent Özşeker ve Edmon Sefer’in bu değişimi izleyen görsel tanıklıklarını paylaşma isteğinden doğmuştur.

 

 

 

Fotografçılar,  Amerikalı kadın fotografçı Margaret Bourke –White’in

 

“bir fotografçı  için anlamak, kullandığı teknik malzemeler kadar önemlidir” ifadesinden yola çıkarak, bölgede yaşayanları önce anlamaya çalıştılar şimdi anlatmayı deniyorlar.

 

 

 

Fotoğrafçılar,“Kentsel Dönüşüm Projesi” nedeniyle şantiye alanına çevrilen “Üçüncü Tepe”nin özellikle Süleymaniye, Vefa, Küçükpazar semtlerindeki değişime objektifleriyle tanıklık ettiler. Çalışma 2006 yılının ikinci yarısından, 2008 Nisan ayı sonuna kadar çekilen fotograflardan oluşuyor.

Süleymaniye: Bir güzellik duygusu (ve yeni izlenim fragmanları)

Ahmet TULGAR

Şehirlerin güzellik duygusuna ihtiyacı olur. İnsan eliyle üretilmiş güzelliğin duygusuna.

 

Şehirlerde 'doğal güzellik' çevredir, 'insan üretimi güzellik' ise merkeze alınır, şehrin doğal, hak edilmiş merkezine dönüşür.

 

 

 

Tramvaydan indiğimde ona bakıyorum. Her defasında daha 24 saat geçmeden özlemiş oluyorum. Sonra fark ediyorum ki ben Süleymaniye Camii'ne bakarken İstanbul'a bakıyorum aslında. Çünkü İstanbul çok fazla topoğrafya olan bir şehirdir ve Süleymaniye Camii de çok fazla topoğrafya olan bir yapı. Süleymaniye sadece yapı değildir. Yapının topoğrafyaya, topoğrafyanın yapıya dönüştüğü bir yapı-topoğrafya ya da topoğrafya-yapıdır. Çevre merkeze, merkez çevreye dönüşür Süleymaniye'de, Süleymaniye Camii ile. Süleymaniye Camii'nde. Doğal güzellik insan üretimi güzelliğe, insan üretimi güzellik doğal güzelliğe katılır. Bazen Süleymaniye Camii'nin ne kadarının İstanbul topoğrafyası olduğunu düşünmek gerekiyor. Süleymaniye Camii'ne bakarken.  Sonra yürümek işine gücüne.

 

Güzelliği merkeze alan şehirlerde buna uygun incelikli yaşam tarzları oluşur, yayılır.

 

Süleymaniye Camii, İstanbul'daki güzellik duygusunun hem en önemli kaynağı hem de en önemli hedefidir.

 

Bu şehrin hayatındaki birçok başka güzellik Süleymaniye Camii'nden etkilenmiş, şarkılar, romanlar, yazılar, resimler ve hatta iyi kötü korunan bir nezaket, incelik ona uyum sağlamak, yaklaşmak için üretilmiştir.

 

Kalabalık arasından Süleymaniye Camii'ne çıkmak: Nasıl sessizleşti şehir. Nasıl karıştı tarih ile şehir. Tarih ne kadar sessiz. Şimdiki zaman da. Burada tarih şimdiki zamana, şimdiki zaman tarihe karışıyor. Tarihi bir şimdiki zamanda ezan okunuyor. Topoğrafya şimdiki zaman, yapı tarih. Yapı şimdiki zaman, topoğrafya tarih. Doğa tarihe, yapı şimdiki zaman kavuşuyor Süleymaniye'de. Süleymaniye'de ikisi de süreç oluyor.

 

Bu şehrin yorucu, yıpratıcı hayatında güzelliğin dinlendirici etkisini arayan her bakış o tepeye, o zirveye yönelir, Süleymaniye Camii'ni bulur ve bir süreliğine oraya yerleşir.

 

Sonra bu güzellik duygusunun vaatleriyle cesaretlenerek sürdürür artık hayatını gittiği yere kadar ama daha yüksek bir standartı hedefleyerek artık.

 

Fındıklı'da ilkokuldayken de, Kuledibi'nde lisedeyken de, sınıfta ders dinlerken, Süleymaniye Camii'nin bütün ihtişamıyla çok yakınımda olduğunu hissederdim. Her iki okulum da kentin öyle noktalarındaydılar ki, ufak bir yer değiştirmeyle istediğimde hemen görürdüm de onu.

 

Bugün bakıyorum da, böyle böyle hayatlarındaki birçok şeyi Süleymaniye'ye bakarak, onunla karşılaştırıp değerlendirerek büyümüş ve bazıları hâlâ bu alışkanlığı koruyan çocuklar yaşıyor bu şehirde.

 

Nasıl büyük bir şans, hem bu çocuklar, hem bu şehir için.

 

Ve nasıl umarsız bir durum.

 

Umarsız, çünkü kalmak mümkün değil o noktada, o şahikada, Süleymaniye'de.

 

Bu çocuklar sadece özel bir güzellik duygusuna, yaptıkları her işte aradıkları yüksek standartlara sahip olmakla kalmazlar Süleymaniye Camii'ne bakmakla. Sinan'ın bu şaheseri zamanı, geleneği ve yerleştiği doğal ortamı da alarak arkasına bir adalet ve özgürlük duygusu da kazandırır bu kentin kendisine bakan çocuklarına.

 

Şehrin ilk karında, karla kaplı ve daha da sessizleşmiş ama aydınlık gece sokaklarında Süleymaniye'nin, bağıra bağıra işçi marşları söyleyerek yürürken, bekar odalarındaki gündelikçi işçileri, göçmenleri, mültecileri uyandımaktan korkarak aniden susuyor ve ağlamaya başlıyorum.

 

Sonradan arsızca inşa edilmiş ve haddini bilmeyip kendince bir yerlere uzanmaya kalkışmış banka genel müdürlükleri, oteller, garnizonlar şehrin siluetinde sadece çaresizliklerini, güçsüzlüklerini ortaya koyarlar günün ışıkları Süleymaniye'nin kurşunlarından, taşlarından, pencerelerinden yansırken. Ya da köpürürken Süleymaniye.

 

Bu şehirde her şey, güneş, bulutlar, yağmur, kar, ışıklar nihayetinde Süleymaniye ile buluşur.

 

Süleymaniye işte bu nedenlerden adalet ve özgürlük duygusu kazandırır bu kentin çocuklarına baktılar mı ona ve işte bu nedenlerden hem doğal çevre hem insani merkezdir.

 

Süleymaniye Camii sayesinde güzellik bu şehrin merkezi olur.

 

Süleymaniye'ye uzaktan bakıp sarhoş olabilir, içine girip gözyaşı dökebilirsiniz.

 

Ya da gidip yanı başına, çevresinde dolaşarak, benim 'güzelliğe bakış oyunu' dediğim bir oyun oynayabilirsiniz onunla.

 

Bu oyunu en iyi fotoğrafla iştigal edenler oynar, oynayabilir. Oyuna davet eder fotoğrafçıyı Süleymaniye'de görüntüler. Yansımalar.

 

Her açıdan bakarak ona, bir köşeyi dönünce aniden ortaya çıkıp göğe yükselişiyle, minarelerini birbirinin arkasına saklayıp sonra sizi hiç beklemediğiniz bir anda sobeleyişiyle, detaylarında gizlediği zorlayıcı şifreleriyle, geri ya da ileri atılan her adımda oluşan ışık ve gölge değişimleriyle 447 (451)  yaşında bir oyunbazdır Süleymaniye Camii. Bize güzellikle iyi vakit geçirmeyi öğretir.

 

Süleymaniye'den Unkapanı'na inen sokaklardaki bekar evlerine son yıllarda bu dünyanın en fakir halklarının, Ortadoğu'nun, Asya'nın şimdilik kaybetmiş halklarının, üstelik en alt sınıflarının üyeleri, göçmenler ve bu ülkenin en fazla ezilen yurttaşları, yurttaşlarımız yerleşiyor bir süredir.

 

"Neden burası?" diye düşündüğümde "Acaba güzelliğin verdiği son umutla mı idare ediyorlar burada?" diyorum kendime.

 

Süleymaniye'de, cami ve sokaklardaki bekar evleri bir araya geldiğinde güzelliğin kalıcı, çirkinliğin geçici olduğu umuduna kapılıyor insan. En azından güzellik çabasının kalıcı olduğu umuduna. Ve daha güzel bir dünyanın umuduyla, caminin tarihi ve güncel güzelliğine yaslanıp soluklanırmış gibi, soluklanıyormuş gibi hazırlanıyorlar bugüne.

 

Süleymaniye Camii'nin hemen karşısında bir çay bahçesi bulunuyor. Merdivenlerle inilen kocaman bir çukur burası. Bayağı bayağı bir çukurda içiyorsunuz çayınızı, çekiyorsunuz nargilenizi.

 

Ne tuhaf, tam da burada, yükselişin semtinde, sokağında bir çukurun kahveye, çay bahçesine dönüştürülmüş olması.

 

Süleymaniye'nin inceliklerine, estetiğine yaklaşma uğraşından yorgun üniversite öğrencileri, sevgililer bugünkü yenilgiyi de kabul edip onun önünde eğilir gibi iniyorlar akşam olunca merdivenlerini bu metrelerce aşağıdaki mola yerinin.

 

Süleymaniye Camii, orada, yukarıda güzelliğin nasıl bir güç olduğuna işaret ettikçe, biz, bu şehrin insanları, yenildikçe güç kazananlar, ne paranın ne silahın iktidarına pabuç bırakırız.

 

 

2004 ve 2008, Şişli, İstanbul

Röportaj

Ekin Türkantos - Akşam - 15 Haziran 2008

-  Proje nasıl şekillendi? Siz nasıl bir araya geldiniz ?

 

 

 

2005 yılında Fotoğrafevi’nin çatısı altında “ustamız,hocamız diyeceğimiz” Sayın Haluk Çobanoğlu yönetiminde belgesel fotoğrafçılık konusunda kurs düzenlenmişti. Bu eğitsel atölye çalışması sonucunda, kursa katılan onbir kişinin  Fotoğrafevi’ nde “SUR” konulu fotoğraf sergisi düzenlendi ve basılı bir iş olarak “SUR” fotoğraf kitapcığı yayınlandı. Bu eğitim sonucunda birbirimizle tanışmış olduk.

 

 

 

 

 

- Fotoğraf çalışması için İstanbul’un yedi tepesinden biri olan “Üçüncü Tepe” yani Süleymaniye semtinin seçilmesinin özel bir nedeni var mıydı ? Niçin?

 

 

 

Atölye çalışması sonucunda üçümüz bir proje üzerinde çalışmaya devam etmeye karar vermiştik. Haliçte bir ya da birkaç semti içeren bir proje üzerinde çalışmak fikrinde anlaşmıştık. Semtleri geziyorduk. Haluk Çobanoğlu, bize fotoğraf projesi için Süleymaniye semtini önerdi. Bize destek verdi, cesaretlendirdi. İstanbul Büyükşehir Belediyesi, şehrin eskiyen, yoksul bırakılmış semtlerinde uyguladığı  “Kentsel Dönüşüm Projesi”, “İstanbul Müze Kent” projesine Süleymaniye ve çevresini de dahil etmişti. Haluk hoca, Üçüncü tepeyi bekleyen değişiklik olmadan zamana tanıklık edilmesi fikrini bizlerle paylaştı. Göç ederek terk eden insanların geride bıraktığı komşuları, semte yeni gelenler, semtte doğup büyüyen kişiler, Süleymaniye sokaklarında her an gözlemleyebileceğiniz dinamik değişiminden etkilenmekteydi. Tarihi semtte “mutenalaştırma” projesi özel şirketlere binaların satılması ile çoktan başlamıştı. Satılan binaların kiracıları tahliye edilebilirse hemen yıkılıyor. Tahliye edilemeyen binaların ise elektrik ve suyu kesilerek, oturan insanlar temel hizmetlerden yoksun bırakılsa da zor durumda kalanlar ihtiyaçlarına değişik yöntemlerle çözüm buluyor. Gördükçe, tanıştıkça, dinlediğimizde bu semtin ve sakinlerinin belgeselinin yapılmasının doğru seçim olacağı fikrini benimsedik.

 

 

 

- Üç Yıllık bu proje kapsamında çekimler nasıl, ne zaman yapıldı? Ekip olarak mı çıktınız yoksa ayrı ayrı fotoğraf çalışmaları mı yaptınız ?

 

 

 

Fotoğraf çekimlerine genellikle hafta sonları takım olarak çıkıyorduk. Birlikte olamadığımız zaman çok enderdir. Birlikte fotoğraf çekimi yapmak üçümüz içinde iyiydi. Bazı durumlarda Yeşim’ in bayan olması bizlere avantaj sağlarken, bazen ekipte erkek olmanın avantajını Yeşim’ le paylaşıyorduk. Fotoğraf çekimlerini öğleden sonra akşam vakitlerine kadar sürdürüyorduk. Akşam saatlerinde sokaklarda güneş harika ışık vermekteydi. Günün ilk saatleri de fotoğraf için uygundu.

 

Bir hafta çekim yaptığınız sokakta ya da bir mekanda ertesi hafta aynı insanları aradığınızda onları bulmamak, oturdukları mekanın yıkılmış olması bizleri üzmesine rağmen amacımızı gerçekleştirdiğimiz inancı içinde birbirimizi cesaretlendiriyorduk. Zaman zaman bizleri konuk edenler oldu. Onlarla uzun sohbet etme fırsatları oldu. Onları fotoğraflıyorsunuz ve sonra hiçbir fotoğrafınızı beğenmiyorsunuz ve tekrarlama şansınız olmuyor çünkü semtten taşınmışlar, gitmişler. Keşke şunu da şöyle çekebilseydim dediğinizde istediğiniz kareyi arkadaşınız yakalamış oluyor. Ekip çalışmasının güzel bir tarafı da bu.  Gerçekten çalışmamız süresince zamanın nasıl geçtiğinin farkına varamadık.

 

 

 

- Hepiniz farklı meslek guruplarındansınız. Peki ortaya çıkan fotoğraflarda mesleğiniz ve bakış açınızla net olarak ne tür farklılıklar vardı ? Hiç bu konularla ilgili aranızda konuştunuz mu ?

 

 

 

Doktor, Grafiker, Kimya Mühendisi olarak mesleklerimiz birbiriyle hiç uyuşmuyor. Farklı sektörlerde çalışıyoruz. Bu durumun projemize olumsuz etkisi olmamıştır.  Çalışmamızda çektiğimiz fotoğraflarımızda mesleklerimizin etkisi altında kalmış bir kare bulunmamaktadır. Çünkü fotoğrafların hikayemizi anlatmada bütünlük sağlaması gerekir.  Amacımız, tüm gerçekliğiyle ve berraklığıyla orada yaşananların fotoğraflarını alabilmekti. Fotoğrafı çekerken, kendinizi olayın içinde hissediyorsunuz. O anda sadece fotoğraf ve alacağınız kareler düşüncelerinizde akıp gidiyor ve deklanşöre bastığınızda kararınızı vermişsinizdir.

 

Tabii ki fotoğraf ile yakınlaştığımız zaman farklı tarzlarda kareler elde edebilirdik. Sergide, fotoğrafların sanki tek bir kişi tarafından çekilmiş olduğu izlenimini ziyaretçilerimizden birkaçı ifade etti. Mutlu eden bir durum. Çünkü aynı hocadan eğitim alan kişiler olarak çekim tarzlarının birbirine yakın özellik taşımasının hikayede kopmaları engellediğini düşünüyoruz. Belki, kişisel çekimlere ağırlık verseydik bu kadar iyi fotoğraflar çıkaramayabilirdik.

 

Her fotoğraf çekim gününden sonra kısa ya da uzun sürelerde birbirimizi eleştirdik ve birbirimize yardımcı olduk. Her birimizde farklı markalarda dijital SLR fotoğraf makineleri ve objektiflerimiz vardı. Teknik konularda sorunlarımız oluyordu ve aramızda tartışarak çözüm bulmaya çalıştık.

 

Fotoğraflarımızı sıklıkla gözden geçiriyorduk. Kişisel olarak karelerin seçimini yapıyor ve aramızda toplantı düzenleyip kareler hakkında birbirimizin görüşlerini alıp eleştirilerini dinledik. Ön elemeleri kendi aramızda yaptığımız için sonradan konu ile ilgili sürpriz fotoğraf ile karşılaşmadık.

 

Bu arada Haluk Çobanoğlu’yla ilişkimizi sürdürdük. Çekilen fotoğraflar hakkında onun görüşlerini almak bizim için çok önemliydi. Bizim için vakit ayırabilmesi çok anlamlıdır. Birçok fotoğrafımız elenmiştir yani onlardan vazgeçilmiştir. Böyle olması da gereklidir çünkü konunun bir düzen içinde anlatılması ve çalışmanın derli toplu devamının sağlanması şarttır. Aksi takdirde projenin başlangıcıyla bağlantının kopması ve dağılması söz konusu olabilirdi. Haluk hoca, projenin devamında yol gösterici olmuştur.

 

 

 

-  Fotoğraflarda bölgenin tarihi dokusu ve insan portrelerine dair farklı çalışmalar var. Kişisel olarak neler yaşadınız ? Bu çalışma sizi nasıl etkiledi ? Bölgeye bakış açınızda farklılıklar oldu mu bu çalışmayla birlikte ?

 

 

 

Howard S. Becker “ Sosyoloji ve Fotoğraf” makalesinde röportaj konularını sınıflandırmıştır. Çalışmamız “Kentsel yaşam ortamları ve değişen kent parçaları bölümünde ele alınabilir. Çalışmamızın geçtiği bölge İstanbul’ un üçüncü tepesinde yer almaktadır. Doğu, güney ve batıdan Süleymaniye ve Şehzadebaşı camileri ve külliyeleri, Bozdoğan kemeri, İstanbul Üniversitesi Fakülte Binaları ile  çevrili, İstanbul Manifaturacılar çarşısı (İMÇ) ile kuzeybatıdan sınırlı, Kuzeyde Haliç’e bakan Süleymaniye semti ve çevresi birçok tarihi yapıyı barındırmaktadır. Camiler, camiye çevrilmiş Bizans kiliseleri, Osmanlı döneminden kütüphaneler, Osmanlı dönemi mezarlıkları, Türbeler , çeşmeler, metruk konaklar ve restore edilmiş konaklar ile tarihteki ihtişamını anlayabilirsiniz. Semtte “Vefa bozacısı” geçmişten geleceğe ünlü bir marka olarak yer almaktadır. Cumhuriyet döneminin Vefa Lisesi sadece semt için değil, aynı zamanda ülkemizin önemli bir eğitim kurumu. Şimdilerde iş atölyeleri, hurda depoları, yıkılan binaların arsalarında otoparklar, küçük bakkal dükkanları, bekar evleri, metruk binalar semtin görünümüne hakim.

 

Kuruluşundan beri binlerce yıl semtte seçkin insanların yaşadığı bir bakışta tarihsel mekanlardan anlaşılmaktadır. Metruk konaklar ve restore edilen konaklardan 19. yüzyıla kadar yaşanan “mutenalığı” anlamak mümkün. Restore edilen konakların çoğu bir vakfın merkezi ya da işyeri olarak kullanılmaktadır. Restore edilen konakların konut olarak kullanımı çok az.

 

Bölgenin yeraltından Taksim-Yenikapı metro hattı geçmektedir ve bir istasyon çıkışı semte açılmaktadır. Göz önüne alındığında, semti “Mutenalaştırma” hamlesinde önemli bir faktör olacağı kesin.

 

Semtte yaşayanlar genellikle İç Anadolu, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ dan göçle gelenler ve emekleriyle geçimlerini kazanan kişiler ve yoksulluk sınırlarının altındaki gelirle yaşamaya çalışmaktadır. Sosyoekonomik sıkıntılarıyla birlikte geçici yaşam biçimini benimsemektedirler. Gelenek ve göreneklerine bağlı kalma, kendi aralarında kapalı bir yaşamı tercih etseler de ümit ve hayallerini sürdürmektedirler. “Mutenalaştırma” projesinden negatif yönde etkilenenlerin durumlarının iyileştirilmesi, ya da rehabilitasyonu için herhangi bir girişim yapılmadığını gözlemledik. Esnaf, kapanan işyerlerinin artmasına, semti terk edenlerin çoğalmasına paralel işlerinin bozulduğunu ve durumlarının kötüye gittiğini anlatmaktadır.

 

Burada, projenin çekimleri esnasında bizlere emeklerini sergileyen, evlerini açan, çaylarını ikram eden, yiyeceklerini, mutluluklarını, hüzünlerini paylaşan, sadece ayakta kalabilmek için mücadele veren “üçüncü tepenin” tüm esnaf ve sakinlerine sonsuz teşekkürlerimizi borç biliriz. 

Edmon Sefer
Yeşim Tetik
Bülent Özşeker

 
 

 

Bülent Özşeker

 

1955’de  İstanbul' da doğdu
Evli ve 2 çocuğu var
Radyoloji dalında uzman doktor
Türk Radyoloji Derneği, Türk Manyetik Rezonans Derneği, Avrupa Radyoloji Cemiyeti (ESR) üyesi
2005 ve 2007 yıllarında Haluk Çobanoğlu'nun Belgesel Fotografçılık konusunda düzenlemiş olduğu atölye çalışmasına katıldı.

 

 

Edmon Sefer

1958’de İstanbul’da doğdu

Kimya Yüksek Mühendisi

Temel Fotoğraf bilgilerini İFSAK’da edindi

1992’de Hüsnü Atasoy Karanlık Oda ve

Temel Stüdyo Fotografçılığı atölyesine katıldı

2005’de Fotografevi’nde Haluk Çobanoğlu’nun

danışmanlığında “SUR-Basılmış bir işin olsun atölyesi”ne katıldı

2007’de Fototrek’de “Altan Bal ile Fotoğraf Seçme” programına katıldı

“Şehir Fotografı” çekmeyi seviyor.

 

 

Yeşim Tetik

1967’de İstanbul’da doğdu

Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümünden mezun oldu

Çeşitli yarışma ve sergilerde resimleri sergilendi

Temel Fotoğraf bilgilerini İFSAK, Fotografevi’ ve Fototrek’de edindi

2005’de Fotografevi’nde Haluk Çobanoğlu’nun

danışmanlığında “SUR-Basılmış bir işin olsun atölyesi”ne katıldı

2006’da Fototrek’de Mehmet Özşimşek “Kent Günlüğü”atölyesine katıldı

Amatör ruhla fotograf çekmeye devam ediyor

Proje sahibine iletmek istediğiniz mesajı form aracılığıyla gönderebilirsiniz.

Adınız:[ ! ]
Soyad:[ ! ]
E-Mail:
Konu:
Mesajınız:
Onay Kodu: Captcha
Onay Kodunu Girin:[ ! ]
 



Share



   


COG Sitesi için tıklayın. Tasarım: CANDENİZ Bu işin arkasında kimler var ! Sitenin tüm bölümlerini birlikte gör.